Bahse konu karardaki ilk husus “işletmeler” kavramına dair bir kapsam açısından belirliliğin olmaması. Öte yandan asıl konu ilgili düzenleme ilgili işletmelere 7/24 ses ve görüntü kaydı zorunluluğu ile 30 gün boyunca saklama yükümlülüğü getiriyor.
Ancak bu karar, korunmak istenen menfaat ile getirilen yükümlülük arasında hiçbir makul bağlantı kurmuyor çünkü;
Kararın dayanağı olduğunu düşündüğümüz vahim olay, elbette etkili şekilde soruşturulması ve gerekli denetim mekanizmalarının çalışması gereken bir durum. Fakat bildiğimiz kadarıyla Adli Tıp raporu, olaydaki ölüm nedeninin oteldeki kimyasal bir madde kaynaklı olabileceğini söylüyor. Bu durumda ilgili işletmede 7/24 ses ve görüntü kaydı almanın hangi ihtiyacı karşıladığı büyük bir soru işareti?
Temel hukuk bilgisi ışığında şu yoruma rahatlıkla ulaşabiliriz;
Anayasa m.13 ve KVKK m.4 — bir hakka müdahale edilecek ise, buna yönelik vasıtanın amaçla bağlantılı, sınırlı ve ölçülü olması; dolayısıyla veri işleme faaliyetlerinde de bu prensiplerin gözetilmesi, KVKK bir yana, anayasal bir zorunluluktur.
Ses kaydına gelir isek KVKK uygulamalarında hassas konulardan biri olarak, Kurul kararlarına da konu olmuş ve çoğu durumda ölçüsüz sayılabilecek bir faaliyet iken tüm işletmelerde 7/24 ses kaydı son derece ölçüsüz bir müdahaledir. Ortaya konulan amaç ile alınan tedbir arasındaki bağlantısızlığa ise bir yorum dahi getirmek neredeyse imkansız. Son derece isabetsiz ve talihsiz bir açıklama olmuş.
Son olarak, karara karşı hukuk yolunun açık olduğunu hatırlatmanın yanında, böylesine bir talimat uygulamaya geçse dahi, kişilerin mahremiyet haklarını güvence altına alan Anayasa hükümleri ve KVKK’dan hareketle, bu tarz kamera ve ses kaydı sistemlerinin işletmenin ilgili alanlarında “konumlandırılması” (ıslak alanlar, ibadet bölümleri, tuvaletler..) konusunda veri minimizasyonu ilkesini arkamıza alarak, ölçülü davranmaya devam etmek durumundayız.
